Hukuk Fakültesi
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12469/50
Browse
Browsing Hukuk Fakültesi by Journal "Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi"
Now showing 1 - 7 of 7
- Results Per Page
- Sort Options
Article Anonim Ortaklıklarda Tek Borç İlkesine İlişkin Gelişmeler(*)(2018) Hamamcıoğlu, EsraTürk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 480. maddesinde kanunda öngörülen istisnalar dışında paysahibine anasözleş-me ile dahi pay bedelini veya payın itibari değerini aşan primi ifa dışında bir borç yükletilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Hükümde geçen “borç” sözcüğü kanunkoyucunun bilinçli bir tercihi olup geniş anlamda tüm borçları kapsayacak şekilde kullanılmıştır. Buna göre paysahibinin ortaklığa karşı olan asli ve tek borcu taahhüt etmiş olduğu sermayeyi ifa borcudur. Tek borç ilkesi olarak adlandırılan düzenlemenin gerekçesinin paysahibi-ni belirsiz bir gelecekle ve beklemediği yükümlülüklerle karşı karşıya bırakmamak ve payın devir kabiliyetini sınırlandırmamak olduğu söylenebilir. İlke aynı zamanda anonim ortaklığın tipik bir sermaye ortaklığı olması nedeniyle sahip olduğu temel özellikleri ile de uyumludur. Bununla birlikte, ilkenin kanundan kaynaklanan istis-naları da bulunmaktadır. Yine bazı hususların ilkenin istisnası kapsamında olup olmadığı da tartışılmaktadır. Tek borç ilkesinin anlam ve kapsamının ortaya konulabilmesi bu istisnaların açıklığa kavuşturulması ile mümkündür.Article Avale İlişkin Güncel Yargıtaykararlarının Değerlendirilmesi(2018) Karamanlıoğlu, ArgunTeminatlar, alacaklılara güvence sağlayarak, kredi ihtiyacı içinde olanların krediye erişmelerini kolaylaş-tırmaktadır. Aval, kambiyo senetlerine özgü bir kişisel teminat türüdür. Uygulamada sıklıkla tercih edil-mese de aval ile ilgili azımsanmayacak sayıda uyuşmazlığın yargı kararlarına konu olduğu görülmektedir. Öte yandan, kefalette eşin iznini arayan TBK md. 603 hükmünün uygulama alanına avalin girip girmediği son dönemde doktrinde ve Yargıtay kararlarında en tartışmalı konulardan biri olmuştur. Bu makalede; özellikle, avalde eşin rızasına ilişkin Yargıtay kararları ile birlikte avale ilişkin yakın tarihli ve önemli bazı Yargıtay kararları değerlendirilmiştir.Article Edinilmiş Mallara Katılma Rejimine Kadın Hakları Açısından Bir Bakış(2018) Ayar, Ahmet17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilerek, 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi toplumumuzun çağdaş uygarlık kapısından içeri girmesinde önemli bir rol oynamıştır. Özellikle Türk hukukundaki kadın hakları açısından devrim, Türk Kanunu Medenisinin yürürlüğe girmesi ile başla-mış ve 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile de pekiştirilmiştir. Türk Medeni Kanunu, Türk Kanunu Medenisi’nde yer almayan “edinilmiş mallara katılma” rejimini yasal mal rejimi olarak kabul etmiştir (TMK. 202/I). Her ne kadar, yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, eski yasal mal rejimi olan mal ayrılığına oranla kadın hakları açısından daha ma-kul görünse de, istenilen sonuçları tam olarak sağlamamıştır. Bu sebeple, Türk Medeni Kanunu m. 218 vd hükümlerinde düzenlenen “edinilmiş mallara katılma” rejimini genel hatları ile incelemek ve özellikle kadın hakları açısından irdelemek isabetli olacaktır.Article Evlilik Dışında Velayetin Birlikte Kullanılması(2018) Uzun Kazmacı, Özge; Kazmacı, Özge UzunTürk Hukukunda son yıllarda, evlilik birliği dışında, özellikle boşanmadan sonra, birlikte velayet öğreti-de çokça tartışılmaktadır. Birçok ülke hukukunda bu konuda düzenlemeler yapılmış olması ve özellikle uluslararası anlaşmalarda çocuklar ile ilgili hak ve sorumluluklarda anne babanın eşitliğine ilişkin hü-kümler yer alması, bu tartışmanın kaynağını oluşturmaktadır. İç hukuk kuralı haline gelen uluslararası sözleşme hükümleri çerçevesinde, Türk Hukukunda boşanmadan sonra birlikte velayete hükmedilebi-leceği uygulamada da savunulmakta ve bu yönde kararlar da çıkmaktadır. Bununla birlikte bu konuda bir kanun değişikliği yapılarak birlikte velayetin esasları ve sonuçları ile birlikte düzenlenmesi ihtiyacı devam etmektedir.Article Hekimin Cezai Sorumluluğu Açısından Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunun(tck M. 135) Değerlendirilmesi(2018) Mutlu, Muhammet SefaKişisel verilerin korunması hususunda hukukumuzda son yıllarda yaşanan hızlı değişimin etkisiyle, TCK m. 135’te kişisel verilerin kaydedilmesi suçu düzenlenmiştir. Suçun düzenlenmesinin amacı, başta elekt-ronik ortamlar olmak üzere kişisel verilerin her geçen gün daha fazla şekilde hukuka aykırı olarak işlen-mesini önlemeye yöneliktir. Hekim karşısına fiziksel ve psikolojik olarak korunmaya muhtaç bir halde gelen hastanın (bireyin) özel hayatının gizliliği, kişisel verilerinin korunmasının temelini oluşturmakta-dır. Taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar ve yerel hukukumuz açısından da hekim-hasta ilişkisi çer-çevesinde hastanın (bireyin) kişisel verilerinin korunması ve kaydedilecek verilerin hukuka uygun olması gerekmektedir. Dolayısıyla, kişisel verilerin kaydedilmesinin TCK m. 135 bağlamında hekim açısından sı-nırlarını çizmek ve kaydetme fiilinin hangi sınırdan sonra suç oluşturacağını aydınlatmak oldukça önem-lidir. Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu düzenlemesinin dar kapsamlı, soyut, yoruma muhtaç olması ve özellikle özel hayat verisi ile kişisel veri ayırımının net olmaması mahkeme kararlarında benzer suçlarla karıştırılmasına yol açmaktadır. Anılan bu yönlerden, çalışmamızda, TCK m. 135’te düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun unsurları hekimin cezai yükümlülüğü açısından değerlendirilmektedir. İncelenen ulusal yüksek mahkeme ve AİHM kararları doğrultusunda söz konusu suç tipinin kapsamının detaylıca belirlenmesi istenmektedir.Article Kişisel Verilerin İşlenmesinde Adli ve Önleyici Amaçla Öngörülen İstisnaların Ulusal ve Uluslararası Hukuka Göre Değerlendirilmesi(Kadir Has Üniversitesi, 2019) Kızılırmak, BaranÇalışmada kişisel verilerin işlenmesine ilişkin güvence, sınırlama, ilke ve hakların; adli ve önleyici amaçlı faaliyetler bakımından nasıl daraltıldığı (istisna tutulduğu) incelenmektedir. Adli ve önleyici amaçla veri işlemede de sayılan güvence, sınırlama ilke ve hakların bir kısmı geçerlidir. Fakat bunlar özel hukuk ilişkilerinde olduğu kadar geniş boyutta sağlanmamaktadır. Uluslararası ve uluslarüstü mevzuattaki genel eğilim, adli ve önleyici amaçlı faaliyetlerin, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin kuralların bir kısmından istisna tutulması; ulusal güvenlik amacıyla gerçekleştirilen istihbari faaliyetlerin ise tamamen istisna tutulması yönündedir. Ancak ikincisine ilişkin tartışmalar sürmektedir. Çalışmada, Türk hukuku ve literatüründeki eksiklik de gözetilerek hem 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hem de konuya ilişkin önemli bazı uluslararası ve uluslarüstü hukuk metinleri incelenmiştir. Bunların adli ve önleyici amaçla kişisel veri işlemede istisnaların öngörülmesine ilişkin yaklaşımı değerlendirilmiştir. Bu güvence, sınırlama, ilke ve hakların her biri ayrı birer çalışma konusudur; bu çalışmada ana hatlarıyla üzerinde durulmakla yetinilmiş olup, konu çalışmanın kapsamını daha fazla genişletmemek amacıyla karşılaştırmalı hukuk disiplini altında incelenmemiştirArticle Sosyal Hakların “maliyet”i: Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye(Kadir Has Üniversitesi, 2019) Atasayan, GözdeBu çalışmada insan hakları ailesinin “üvey evladı” olarak görülen sosyal haklar, “hak temelli” bir bakış açısı ile ele alınmaktadır. Medeni ve siyasi haklarla karşılaştırıldığında, bu haklara ve onları hayata geçirecek koruma mekanizmalarına daha az önem verildiği görülmektedir. Bunun temel sebebi de, sosyal hakların ilk kuşak haklar olarak kabul edilen medeni ve siyasi haklardan farklı olarak “pozitif” nitelikte ve “maliyetli” olduğu iddiasıdır. Buna bağlı olarak da, bu haklar gibi hukuken talep edilebilir ve icra edilebilir olmadıkları düşünülmektedir. Oysa, medeni ve siyasi haklar alanında, söz konusu hakkın yaşama geçirilmesinde devletin pozitif yükümlülükleri ön plana çıksa da ya da bütçeden kaynak aktarımını gerektirse de, bu hakların niteliği tartışma konusu edilmemektedir. İnsan haklarının bu şekilde bir ayrıştırmaya tabi tutulmasının sonucu, insan hakları kavramının içeriğinin boşaltılması, bulanıklaştırılması ve hakların etkin şekilde korunamamasıdır. İnsan hakları alanındaki sınıflandırmalar, kategoriler belli bir amaçla ve odakla yapılmış olsalar da, insan haklarının karşılıklı bağımlılığı ve bölünmez karakteri söz konusu yapay ayrımların sınırlarını zorlamakta, onları geçersiz kılmaktadır. Çalışmada, bu bakış açısı ile, sosyal hakların anayasası olan Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye bağlamında, yargısal ve yarı yargısal mekanizmaların insan haklarının bütünselliği ilkesi çerçevesindeki tutumu değerlendirilmektedir.

